Bazen ruhunun uyurgezerliğine
rastlar ve oturduğun yerden kalkıp yürümeye başlarsın. Gözlerinde birkaç adım,
ruhunda birkaç zaman, düşüncelerinde kilometrelerce yürürsün. Durmak istemezsin
aslında, her duruş yeni bir rutin düzenin başlangıç zili gibi gelir.
Yalnızların halinden her insan anlayamaz öyle bunu tecrübelerinle bilirsin. Her
tecrüben kanı pıhtılaşıp kabuk bağlamış ve her an yeniden kanamaya hazır bir
yarandır aslında ama bunu bilmezler. Bazen gidersin ve yakınındır deyip
anlatırsın düşüncelerinin tenha ve sığ kısımlarından birkaç kelam. Cevap asla
tatmin etmez seni. Sen aklından romanlar anlattığını geçirirsin de aslında
birkaç anlamsız kelimedir ağzından çıkan. Durmak yeniden başlamayı, susmak
yeniden konuşmayı gerektirir. Her çirkin bir gün güzel olacağını düşler, her
yanlız da bir gün mutlu olacağını... Olmaz... Hayatın bu dikte ettiren
sistemine ters. Düşündüğün kadar mutlu, düşündüğün kadar yanlız, beklentin
kadar sevilirsin. Hepsi ters orantıyla tabi ki... Diğer türlüsü için mi; yok öyle
bir aşk.
İnsan en çok kendini düşünür bu
hayatta. Başka birini dinlerken kendini de o duruma çorba etmeden duramaz.
Yemek tuzsuz olur mu hiç? Dinleyemezler kanlarında yoktur. Dinleyenini bulunca
da anlatamazsın sisteminin savunma mekanizması müsade etmez bu sefer de. Yediği
kazıkları, elinin dilinin yandığı, sonra da canının yandığı durumları belgeler
halinde dizer aklının masasına ordan da gözlerinin önüne. Sonra durur ve
düşünürsün; nasıl olacak o zaman nereye varacak bunun sonu diye.
Cevabı soruda gizlidir zaten ders
içindeki en saçma ses; bir daha küfredersin hayata.
Yalnız yürür gidersin,
dışarılarda insanların içinde tek başınalığının farkına daha acı bir şekilde
varırsın da yine de yalnız yürür gidersin. Durmana gerek yoktur. Yeniden
yürüyeceksindir zaten. Çok uzaklara gitmene de gerek yoktur; yine döneceksindir
zaten...
Yalnız kalır susarsın, dışarıda
insan seslerini duyarsın. Gözlerini kapatır dalarsın derinlerine kendinin,
kendinle başbaşasındır ama kulaklarında her telden insanın her telden ruh halinin
yankıları vardır pare pare. Gözlerini açarsın ilk sadece ışık görürsün sonra
siluetler belirirler yavaşça ama farkındalığından hızlı, sağına soluna bakarsın
da açtığına pişman olursun o dünya pencerelerini.
Pes edersin gider yatarsın,
heryer karanlıktır, gözlerin açık olsa bile. Uykuya dalmayı beklerken bir metro
istasyonunda trenin ne zaman geleceğini bekler gibi, o zaman klişe replikler
doluşu verir aklına. Kendi kendine bildiğin en klişe lafları ezberden tekrar
edersin sırf zaman geçsin diye. Karanlıkta insanı gölgesi bile yalnız
bırakırdan başlarsın da yalnız insanın ihanet edeni de olmaza kadar varırsın
odanın sessiz geceyle örtülmüş karanlığında. Uyku treni yaklaştıkça duyma yetin
güçlenir yeni boşalmış tuvaletin sifonunun su ile dolarken çıkarttığı o garip
tıslamayı dinlersin. Sonra durur bir anda ve sen se çoktan gitmiş olursun
uzaklara... Yeniden döneceksindir nasılsa.
Yalnızsındır, bunu senden başka
kimse bilmez ve buna senden başka kimse inanmaz. Çünkü çoğu zaman sen kimsenin
olamadığı kadarsındır o konuda.
Sana sen diye yazıyorum da, sen
onu bunu seni bırak, ben anla...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder