25 Şubat 2012 Cumartesi

Sen Bunu Ben Anla

Bazen ruhunun uyurgezerliğine rastlar ve oturduğun yerden kalkıp yürümeye başlarsın. Gözlerinde birkaç adım, ruhunda birkaç zaman, düşüncelerinde kilometrelerce yürürsün. Durmak istemezsin aslında, her duruş yeni bir rutin düzenin başlangıç zili gibi gelir. Yalnızların halinden her insan anlayamaz öyle bunu tecrübelerinle bilirsin. Her tecrüben kanı pıhtılaşıp kabuk bağlamış ve her an yeniden kanamaya hazır bir yarandır aslında ama bunu bilmezler. Bazen gidersin ve yakınındır deyip anlatırsın düşüncelerinin tenha ve sığ kısımlarından birkaç kelam. Cevap asla tatmin etmez seni. Sen aklından romanlar anlattığını geçirirsin de aslında birkaç anlamsız kelimedir ağzından çıkan. Durmak yeniden başlamayı, susmak yeniden konuşmayı gerektirir. Her çirkin bir gün güzel olacağını düşler, her yanlız da bir gün mutlu olacağını... Olmaz... Hayatın bu dikte ettiren sistemine ters. Düşündüğün kadar mutlu, düşündüğün kadar yanlız, beklentin kadar sevilirsin. Hepsi ters orantıyla tabi ki... Diğer türlüsü için mi; yok öyle bir aşk.

İnsan en çok kendini düşünür bu hayatta. Başka birini dinlerken kendini de o duruma çorba etmeden duramaz. Yemek tuzsuz olur mu hiç? Dinleyemezler kanlarında yoktur. Dinleyenini bulunca da anlatamazsın sisteminin savunma mekanizması müsade etmez bu sefer de. Yediği kazıkları, elinin dilinin yandığı, sonra da canının yandığı durumları belgeler halinde dizer aklının masasına ordan da gözlerinin önüne. Sonra durur ve düşünürsün; nasıl olacak o zaman nereye varacak bunun sonu diye.

Cevabı soruda gizlidir zaten ders içindeki en saçma ses; bir daha küfredersin hayata.

Yalnız yürür gidersin, dışarılarda insanların içinde tek başınalığının farkına daha acı bir şekilde varırsın da yine de yalnız yürür gidersin. Durmana gerek yoktur. Yeniden yürüyeceksindir zaten. Çok uzaklara gitmene de gerek yoktur; yine döneceksindir zaten...

Yalnız kalır susarsın, dışarıda insan seslerini duyarsın. Gözlerini kapatır dalarsın derinlerine kendinin, kendinle başbaşasındır ama kulaklarında her telden insanın her telden ruh halinin yankıları vardır pare pare. Gözlerini açarsın ilk sadece ışık görürsün sonra siluetler belirirler yavaşça ama farkındalığından hızlı, sağına soluna bakarsın da açtığına pişman olursun o dünya pencerelerini.

Pes edersin gider yatarsın, heryer karanlıktır, gözlerin açık olsa bile. Uykuya dalmayı beklerken bir metro istasyonunda trenin ne zaman geleceğini bekler gibi, o zaman klişe replikler doluşu verir aklına. Kendi kendine bildiğin en klişe lafları ezberden tekrar edersin sırf zaman geçsin diye. Karanlıkta insanı gölgesi bile yalnız bırakırdan başlarsın da yalnız insanın ihanet edeni de olmaza kadar varırsın odanın sessiz geceyle örtülmüş karanlığında. Uyku treni yaklaştıkça duyma yetin güçlenir yeni boşalmış tuvaletin sifonunun su ile dolarken çıkarttığı o garip tıslamayı dinlersin. Sonra durur bir anda ve sen se çoktan gitmiş olursun uzaklara... Yeniden döneceksindir nasılsa.

Yalnızsındır, bunu senden başka kimse bilmez ve buna senden başka kimse inanmaz. Çünkü çoğu zaman sen kimsenin olamadığı kadarsındır o konuda.

Sana sen diye yazıyorum da, sen onu bunu seni bırak, ben anla...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder