6 Ağustos 1995
Zar zor tırmanmıştık sahildeki o büyük
kayalara, dizlerimiz yara bere içinde kalmıştı ama bir kez bile uf dememiş,
acılarımızı belli etmemiştik birbirimize. Hiçbir şey olmamış, canımız hiç
yanmamış gibi konuşmaya devam etmiştik oturduktan sonra da.
- Peki nereye
kadar yanımda olacaksın?
- Ne saçma bi
soru bu olm, tabiki de hep yanında olcam.
- Her durumda
sana güvenebilecek miyim ki? Mesela Gece dayımla denize girmeye gittiğimde
anneme söylemeyecek misin?
- Seni
ispiklersem eğer iyi arkadaş olamayız ki. Hem bir gün senin de saklaman gereken
şeyler olur o zaman da sen söylemezsin ki. Amma salaksın ya, dostuz biz diyorum
olm sen hala saçma saçma sorular soruyorsun.
- Dost ne ki?
Daha altı yaşındayım nerden bileyim kızım anlamını?
- Sen benim
dostumsun, ben senin dostunum. Annemize babamıza abimize ablamıza
güvenmediğimiz zaman bile birbirimize güvenebilicez biz. Tamam mı?
- Tamam.
- Tamam dostum.
- Tamam dostum.
- Bak... Dönmek
yok ama!
- Len uzatma,
dost dönmez asla.
- Peki dostum.
27 Ağustos 2011
Zamanımızda, ortalama bir insan ömrü
75 - 80 yıl arası oldu. 89 doğumlu biri olarak bende yolun üçte birini geride
bırakmak üzereyim nerdeyse. Şu son iki senede arkama dönüp bakmak nerdeyse
huyum oldu diyebilirim. Erginlik dönemine yaklaştığımdanmı nedir anlamıyorum.
Ama iyi bir şey değil, inan bana. Başını çevirip her geriye bakışında zamanı
geleceğinden çalıyorsun. Gelecek planların için de kafanı karıştırıyor bu lanet
durum. Geçmişi düşünüp sürekli kendine böyle olsaydı nasıl olurdu, şöyle
olsaydı nasıl olurdu diye sorup duruyorsun. Kendi kendinin başının etini
yiyorsun sonra bir an gelmiş bir bakmışsın kendine kendinden geçip güçsüz
düşmüşsün. Önüne çıkan bir fırsatta da ruhun o kadar yorgun düşmüş oluyor ki
uğraşmaya takatin kalmıyor... Kötü ve zor bir şey anlayacağın, ondan diyeceğim
şudur ki; yapma, boşver. Yanında olan birkaç kişi varsa, başın ağrıdığında sana
ilaç olabilecek birileri varsa yakınında geçmişi hiç düşünme. Hatta bu yazıyı
bile okuma bırak gitsin.
Geçmişe bakmak, geleceğin yalnızlıkla
dolu olanların işidir aslında. Bir söz vardır, bilir misin; sadece dört dostun
olsun, tabutunu taşıyabilecek kadar. Fazlasına ihtiyacın yok aslında. Gözünü kapattığında
sana yolu anlatabilecek, yaslandığın zaman yıkılmayıp seni taşıyacak kadar
olsa, yeter.
Benim bir dostum vardı. O da benim
gibi uçarıydı, topluluk içinde ne kadar sürüden olmaya çalışsa da bir türlü
beceremezdi hep farkedilirdi. Zıt kutuplar birbirini çeker ya, daha çok
küçükken yapıştık biz birbirimize. Günde yüz kere kavga ederdik ama ama yüz
kere de barışırdık. Yaz tatillerini sevmezdik ikimiz de, onlar yazlığa
giderlerdi çünkü. Ben memur çocuğuyum, bizim yazlığımız falan olmadı hiç tatillerimiz
de günü birlikti. Ondandır kalan günler hep evde geçerdi yazın da. Çok
özlerdim, o da özlerdi... Birkaç yaz sonra baktı ailesi böyle olacak gibi
değil, geldiler bize ailecek de tanıştık. Anneme en güzel hediyemdir ona da
kazandırdığım can dostu.
Sonraları tatilleri de beraber olmaya
başladık bir şekilde. Kendimi onun yanında rahat ve güvende hissediyordum, hiç
olamadığım kadar. Küçücük çocuğun güveni nereden bileceğini sorabilirsin ama en
çok küçük çocukların güven duymaya ihtiyacı vardır derim ben de sana sorarsan
eğer.
Onunla birlikteyken hiç korkmadım ben,
ne insanlardan ne sokaklardan ne de dünyanın düzeninden. Bir yaz günü söz
vermiştik birbirimize biz çünkü; "dostlar dönmez!" demiştik
biz bir kere. Onu derken anlamını bilmeden demiş olabiliriz ama zamanla
öğrenmiştik anlamını, anlamını öğrendikçe de değerini kavramıştık. O sözün
gücüyle güçlenip hayata karşı dimdik durmuştuk.
İlk aşkımla onun için kavga etmiştim.
Bana "Ya ben ya o ötesi yok seç birimizi." demişti ilk aşkım.
Deli gibi aşıkken bile hiç düşünmeden "Defol git o zaman!"
demiştim. O akşam içimdeki dev yangını yine dostum söndürmüştü tüm varlığıyla.
Benzer bir olay onun da başına gelmişti sevgilisiyle, o da beni seçmiş
olmalıydı ki çocuğu postalamıştı. Bir kez de değil üstelik, bu durum birçok kez
oldu. Birbirimizden daha önemli kimse yoktu biliyorduk. Onlar sadece duraktı,
dost ise limandı...
Ve bir gün gitti, aniden... Dayanamadı
dünyanın zalimane duyarsızlığına... Öğrendiğimde kanım öyle bir çekildi ki...
Soğuk mermer taşı gibi bedenimin buz kestiğini hissettim. Kendime gelemedim
yıllarca, hala da öyleyim... Bir dostu kaybettim... Yerine dolmaz bir dostu...
Ben de öldüm o vakit aslında, bakma sen bunları yazacak kadar yaşadığıma...
Ondan sonra çok insan tanıdım. Kendime
yakın insanları da bulduğumu sandım ama çok yanıldım, çok yaralandım, çok
düştüm. Hepsi sattılar sıradan. Dost sandıklarım aslında sadece paçavra
hayallerde değer bilmez kimselermiş meğerse...
İnsanlar kendilerini bilirler; ne olduklarını,
nerden geldiklerini, nereye gideceklerini, amaçlarını, hayallerini... İnsanlar
bir tek onlara değer verenleri bilmezler. Ben çok insana değer verdim. Ama şunu
öğrenirsin yavaştan işte; insan denilen organizmaların %99'u dostu uzaklarda ve
hiç olmayacak şekillerde ve yerlerde ararlar. Oysa dost dediğin seninle sadece
yiyip içen değildir, sadece gülüp eğlendiğin biri de değildir, hem sana bir şey
söyleyeyim mi, dost dediğin seni sadece derdin olduğunda dinleyen de değildir,
dostluk çok daha başkadır. Dostum dediğin çok insan vardır eminim, sadece bir
an dur ve onları düşünüp tart bakalım.
Dost dediğin insan sana asla sen
çağırdığında ne zaman diye sormaz, nerdesin diye sorar. Tek bir atışmada
köprüleri atmaz, başka köprüler kurar. Dost bunları yapar... Bunları yapmıyorsa
zaten zorlama, o da sadece bir duraktır.
İnan bana, dostum olsun istediğim çok
insan olmadı, sadece belirli kişiler hayatımda olsun istedim. Onlara
verebileceğimden çok fazla sevgi, değer ve ilgi verdim. Ama olmadı işte onlar
hep görmezden geldiler beni, başkalarını seçtiler hatırlarına almak için...
Sonradan anladım yaptığım hatayı ama iş işten hep geçmiş oldu; ne kadar
mikersen o kadar sevilirsin bu kahpe düzende. Dostlukta da böyle, onların yalan
dostu olabilmek için bile bu gerekiyor işte...
Şimdi işte anlamışsındır, gayet
yanlızım, dipten dibe... Hep istediğim şeyler öyle büyük uçarı dilekler değildi
dilediklerim, ama olmadı işte... Bana kazık atan kimilerini de özlemiyor
değilim hani hala. Kendime bunun için de çok kızıyorum işte ama ne yapayım, ben
insanları gerçekten severim, öyle de kolay unutmam. Kumaşım kaliteli çünkü.
Çünkü, çok iyi bir dosta sahip oldum zamanında ve dostun ne demek olduğunu adım
gibi gayet iyi biliyorum...
Dilerim bir gün O, en azından hatırına
getirir beni de benimle iletişime geçmek için küçücük de olsa bir adım atar. Ne
güzel olur o gün bir bilsen benim için...
Neyse biz de yine yazı bekleriz, bir
mucize niyetiyle...
O’na...
Dostluk öyle bir şey ki sadece hissedilir,tanımlanamaz.
YanıtlaSil