25 Şubat 2012 Cumartesi

Yine Yazı Bekleriz

6 Ağustos 1995

Zar zor tırmanmıştık sahildeki o büyük kayalara, dizlerimiz yara bere içinde kalmıştı ama bir kez bile uf dememiş, acılarımızı belli etmemiştik birbirimize. Hiçbir şey olmamış, canımız hiç yanmamış gibi konuşmaya devam etmiştik oturduktan sonra da.

- Peki nereye kadar yanımda olacaksın?
- Ne saçma bi soru bu olm, tabiki de hep yanında olcam.
- Her durumda sana güvenebilecek miyim ki? Mesela Gece dayımla denize girmeye gittiğimde anneme söylemeyecek misin?
- Seni ispiklersem eğer iyi arkadaş olamayız ki. Hem bir gün senin de saklaman gereken şeyler olur o zaman da sen söylemezsin ki. Amma salaksın ya, dostuz biz diyorum olm sen hala saçma saçma sorular soruyorsun.
- Dost ne ki? Daha altı yaşındayım nerden bileyim kızım anlamını?
- Sen benim dostumsun, ben senin dostunum. Annemize babamıza abimize ablamıza güvenmediğimiz zaman bile birbirimize güvenebilicez biz. Tamam mı?
- Tamam.
- Tamam dostum.
- Tamam dostum.
- Bak... Dönmek yok ama!
- Len uzatma, dost dönmez asla.
- Peki dostum.
27 Ağustos 2011

Zamanımızda, ortalama bir insan ömrü 75 - 80 yıl arası oldu. 89 doğumlu biri olarak bende yolun üçte birini geride bırakmak üzereyim nerdeyse. Şu son iki senede arkama dönüp bakmak nerdeyse huyum oldu diyebilirim. Erginlik dönemine yaklaştığımdanmı nedir anlamıyorum. Ama iyi bir şey değil, inan bana. Başını çevirip her geriye bakışında zamanı geleceğinden çalıyorsun. Gelecek planların için de kafanı karıştırıyor bu lanet durum. Geçmişi düşünüp sürekli kendine böyle olsaydı nasıl olurdu, şöyle olsaydı nasıl olurdu diye sorup duruyorsun. Kendi kendinin başının etini yiyorsun sonra bir an gelmiş bir bakmışsın kendine kendinden geçip güçsüz düşmüşsün. Önüne çıkan bir fırsatta da ruhun o kadar yorgun düşmüş oluyor ki uğraşmaya takatin kalmıyor... Kötü ve zor bir şey anlayacağın, ondan diyeceğim şudur ki; yapma, boşver. Yanında olan birkaç kişi varsa, başın ağrıdığında sana ilaç olabilecek birileri varsa yakınında geçmişi hiç düşünme. Hatta bu yazıyı bile okuma bırak gitsin.

Geçmişe bakmak, geleceğin yalnızlıkla dolu olanların işidir aslında. Bir söz vardır, bilir misin; sadece dört dostun olsun, tabutunu taşıyabilecek kadar. Fazlasına ihtiyacın yok aslında. Gözünü kapattığında sana yolu anlatabilecek, yaslandığın zaman yıkılmayıp seni taşıyacak kadar olsa, yeter.

Benim bir dostum vardı. O da benim gibi uçarıydı, topluluk içinde ne kadar sürüden olmaya çalışsa da bir türlü beceremezdi hep farkedilirdi.  Zıt kutuplar birbirini çeker ya, daha çok küçükken yapıştık biz birbirimize. Günde yüz kere kavga ederdik ama ama yüz kere de barışırdık. Yaz tatillerini sevmezdik ikimiz de, onlar yazlığa giderlerdi çünkü. Ben memur çocuğuyum, bizim yazlığımız falan olmadı hiç tatillerimiz de günü birlikti. Ondandır kalan günler hep evde geçerdi yazın da. Çok özlerdim, o da özlerdi... Birkaç yaz sonra baktı ailesi böyle olacak gibi değil, geldiler bize ailecek de tanıştık. Anneme en güzel hediyemdir ona da kazandırdığım can dostu.

Sonraları tatilleri de beraber olmaya başladık bir şekilde. Kendimi onun yanında rahat ve güvende hissediyordum, hiç olamadığım kadar. Küçücük çocuğun güveni nereden bileceğini sorabilirsin ama en çok küçük çocukların güven duymaya ihtiyacı vardır derim ben de sana sorarsan eğer.

Onunla birlikteyken hiç korkmadım ben, ne insanlardan ne sokaklardan ne de dünyanın düzeninden. Bir yaz günü söz vermiştik birbirimize biz çünkü; "dostlar dönmez!" demiştik biz bir kere. Onu derken anlamını bilmeden demiş olabiliriz ama zamanla öğrenmiştik anlamını, anlamını öğrendikçe de değerini kavramıştık. O sözün gücüyle güçlenip hayata karşı dimdik durmuştuk.

İlk aşkımla onun için kavga etmiştim. Bana "Ya ben ya o ötesi yok seç birimizi." demişti ilk aşkım. Deli gibi aşıkken bile hiç düşünmeden "Defol git o zaman!" demiştim. O akşam içimdeki dev yangını yine dostum söndürmüştü tüm varlığıyla. Benzer bir olay onun da başına gelmişti sevgilisiyle, o da beni seçmiş olmalıydı ki çocuğu postalamıştı. Bir kez de değil üstelik, bu durum birçok kez oldu. Birbirimizden daha önemli kimse yoktu biliyorduk. Onlar sadece duraktı, dost ise limandı...

Ve bir gün gitti, aniden... Dayanamadı dünyanın zalimane duyarsızlığına... Öğrendiğimde kanım öyle bir çekildi ki... Soğuk mermer taşı gibi bedenimin buz kestiğini hissettim. Kendime gelemedim yıllarca, hala da öyleyim... Bir dostu kaybettim... Yerine dolmaz bir dostu... Ben de öldüm o vakit aslında, bakma sen bunları yazacak kadar yaşadığıma...

Ondan sonra çok insan tanıdım. Kendime yakın insanları da bulduğumu sandım ama çok yanıldım, çok yaralandım, çok düştüm. Hepsi sattılar sıradan. Dost sandıklarım aslında sadece paçavra hayallerde değer bilmez kimselermiş meğerse...

İnsanlar kendilerini bilirler; ne olduklarını, nerden geldiklerini, nereye gideceklerini, amaçlarını, hayallerini... İnsanlar bir tek onlara değer verenleri bilmezler. Ben çok insana değer verdim. Ama şunu öğrenirsin yavaştan işte; insan denilen organizmaların %99'u dostu uzaklarda ve hiç olmayacak şekillerde ve yerlerde ararlar. Oysa dost dediğin seninle sadece yiyip içen değildir, sadece gülüp eğlendiğin biri de değildir, hem sana bir şey söyleyeyim mi, dost dediğin seni sadece derdin olduğunda dinleyen de değildir, dostluk çok daha başkadır. Dostum dediğin çok insan vardır eminim, sadece bir an dur ve onları düşünüp tart bakalım.

Dost dediğin insan sana asla sen çağırdığında ne zaman diye sormaz, nerdesin diye sorar. Tek bir atışmada köprüleri atmaz, başka köprüler kurar. Dost bunları yapar... Bunları yapmıyorsa zaten zorlama, o da sadece bir duraktır.

İnan bana, dostum olsun istediğim çok insan olmadı, sadece belirli kişiler hayatımda olsun istedim. Onlara verebileceğimden çok fazla sevgi, değer ve ilgi verdim. Ama olmadı işte onlar hep görmezden geldiler beni, başkalarını seçtiler hatırlarına almak için... Sonradan anladım yaptığım hatayı ama iş işten hep geçmiş oldu; ne kadar mikersen o kadar sevilirsin bu kahpe düzende. Dostlukta da böyle, onların yalan dostu olabilmek için bile bu gerekiyor işte...

Şimdi işte anlamışsındır, gayet yanlızım, dipten dibe... Hep istediğim şeyler öyle büyük uçarı dilekler değildi dilediklerim, ama olmadı işte... Bana kazık atan kimilerini de özlemiyor değilim hani hala. Kendime bunun için de çok kızıyorum işte ama ne yapayım, ben insanları gerçekten severim, öyle de kolay unutmam. Kumaşım kaliteli çünkü. Çünkü, çok iyi bir dosta sahip oldum zamanında ve dostun ne demek olduğunu adım gibi gayet iyi biliyorum...

Dilerim bir gün O, en azından hatırına getirir beni de benimle iletişime geçmek için küçücük de olsa bir adım atar. Ne güzel olur o gün bir bilsen benim için...

Neyse biz de yine yazı bekleriz, bir mucize niyetiyle...

O’na...

1 yorum: